spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ah Şu Eğitim Sistemi!!!


Değerli okurlarım, pastırma sıcaklarından herkese merhaba. Bugün KPSS'ye başvurdum ve çalışmaya başladım bile. Bu yaz sıcaklarında çalışmak biraz zor oluyor ama olsun ne yapalım, çalışacağız.

KPSS dedik, eğitim sisteminden bahsetmeden edemeyeceğim. Geçenlerde CNNTurk kanalında eğitim sistemi ile ilgili bir tartışma programı vardı onu izledim. İzlerken içim acıdı biz öğrencilere ve yaşça küçük öğrenci kardeşlerime. Program konukları olarak bir kaç tane özel okul sahibi kişiler, öz-de-bir başkanı, eğitim profesörleri, dershane sahiplerinden bir kaçı bulunuyordu. Bu konukların eğitim profesörleri hariç diğerleri kendi menfaatleri yüzünden eğitim sistemini filan tartıştıkları yoktu. Sadece ceplerindeki giren çıkan paranın peşindeydiler.

Özel okul sahipleri kendi eğitimlerini, dershaneler ise kendilerinin olmadığı takdirde öğrencilerin başarılı olmayacağını savunuyorlardı. Pardon efendim bu insanlara sorum, dershane varsa okul niye var o zaman? Bu kadar okul boşuna mı hizmet veriyor? Madem özel okullar çok iyi; her yıl milyonlarca özel okul öğrencisi dershaneye niye gidiyor diye sorarlar adama. İşin ilginç tarafı 1 dershane de yetmiyor bilhassa veliler 2 dershaneye birden yolluyorlar çocuklarını. Düşünün artık ortadaki döner sermayeyi. Öğrencilerin sırtından geçinen haksız kazanç sağlayan parazitlerin egemen olduğu bir eğitim sistemimizin olmasından utanç duyuyorum.

Eğitim sisteminin kötülüğünün öğretmenlere verilen düşük maaşla ilgili olduğunu söyleyen bir eleştiri vardı. Buna kısmen katılıyorum. Evet borç harç içinde yüzen bir öğretmenin derste ne kadar verimli olacağı tartışma konusu. Ama sadece bunu maaşa bağlamak son derece yanlış. Bir kere öğretmenlere getirilen şu kpss saçmalığı kaldırılmalı. Onun yerine öğretmen olacak adayın, diksiyonuna, iletişim kurma yeteneğine, anlatma yeteneğine bakılmalı. Evet bence öğretmenlerin nitelikleri tartışılmalı! Bu konuda konuşulacak en son konu para bence. Çünkü öğretmenlerin 3 ay gibi uzun bir tatil yapma gibi lüksleri var.

Bir kere 3 ay tatil ne demek. Dünyanın hiçbir yerinde 3 ay eğitimden uzak kalınacak tatil nerede var? Bu olsa olsa gelir seviyesi yüksek ülkeler için geçerli. Ki o ülkeler bile çalışmanın ne kadar önemli olduğunun bilincinde. Bizim gibi az gelişmiş ülkelerin tatil yerine daha çok çalışmaya ihtiyacı var. Her sene değiştirilen sınavların kapsamı içeriği, yöntemine ne demeli. O ayrı bir tartışma konusu, bu konuda sayfalar dolusu tez yazsam yine yetmez, yine yetmez!

Ey kendini eğitimci sanan insanlar sözüm size; öğrencileri deneme tahtası yapmaktan vazgeçin artık! Bu gençler, bu çocuklar bizim ülkemizin gençleri, çocukları, kısacası yarınlarımız... Gençliğin atalarından alacağı miras bu olmamalı! Bizim ülkemizin çocukları, müzik üreten, spor yapan, değerli sanatçılar yetiştiren, araştıran bilim adamları, gerçek politikacılar olmalı! İşte o zaman biz ülke olarak hem kalkınırız, hem de güçleniriz. Ortada ne ekonomik kriz kalır ne de başka bir şey! Veliler, devlet adamları şimdi oturup takkeyi önünüze koyup düşünme ve icraata geçme zamanı...!!!

İşte Hayat ! ! !


Bursa'dan bu sabah Mersin'e geldim, 1 haftalık yoğun tempolu günlerimi de böylelikle noktalamış oldum. Bu sabah yolculuktan hemen sonra Mersin'e iner inmez, soluğu ehliyet sınavında aldım. Yol boyunca dersime iyi çalışmıştım, bu sebeple sınavım da güzel geçti, darısı trafikte araç sürme sınavına. Keza bu sınav çok daha önemli.

Bursa'da olduğum bu 1 haftalık sürede sizlerle birlikte olamadım, blogumu aksattım. Yazacak çok şey birikti diyebilirim. Bu 1 hafta bana insanların gerçek yüzlerini tanımama vesile oldu. Taşınma maratonu tam bir kaostu benim içinde evi paylaşacağım kuzenim Betül ve Mehtap içinde aynı şey geçerliydi. Kız olduğumuz içinmidir bilmiyorum ama çok eşyamız vardı onları toplamak ve yeni evimize taşımak bizi bir hayli yordu ama deydi.

Sadece evi taşımakla bitse keşke her şey. Ama yeni evde bizden önce oturan öğrenci kızlar(!) maalesef evi temiz bırakmamışlar, bize de o pisliklerini temizlemek kaldı. Bir de utanmadan biz eve taşınırken "evi temiz bırakacağız çok dipbucak temizlemenize gerek kalmayacak" demesinlermi. Gelde kötü olma değil mi? Ah şu insanoğlu. E tabi bu kızlarında evi zamanında boşaltmamaları da cabası.

Maalesef insanlarımızda, bilhassa gençlerimizde, öğrencilerimizde sorumluluk bilinci oluşmamış, Bu duruma çok üzüldüm. Bu insanlarla aynı üniversitede okumak bile beni rahatsız etti. Mezun olacaklar ve iş hayatına atılacak bu insanlar, iş hayatında başarılı olacaklarını hiç sanmıyorum.

Ha birde apartmanda yaşamasını bilmeyen komşularımızda olunca, düşünün artık bendeki sinir harbini. Site içerisinde ses sistemini balkona kuran ve bangır bangır müzikle gece yarılarına kadar son ses açan komşularımız(!) var. Kendilerine bu durumu şikayet ettiklerimizde ise gece 00.00'a kadar bu haklarının olduklarını, başka insanların kendilerinden daha fazla ses çıkardıklarını söylemesinler mi. E iyi de burası disko değilki! Ne yazık ki ev ile disko ayırımını yapamayan öğrenciler(!) söz konusu. Okuldaki öğretmenlere hak vermeye başladım.

Dertlerin hangibirini anlatsam, cimri, paragöz ev sahibimizi mi, sorumsuz öğrenci milletini mi, v.s... Bizim insanımız işlerini zamanında asla yapmaz, yumurta dayanınca kapıya başlarız tutuşmaya. Kural nedir bilinmez ve insanları insan olarak değil de para olarak görenler ve sonra kendi dallarına basıldıklarında insanlık bekleyenler... Söz konusu insansa dert de bitmez tasada...

Hep böyle olumsuzluklardan bahsettim ama güzel tarafları da yokmuydu vardı elbette. 3 kız artık bir evimiz oldu, hepimiz ayrı ayrı odalarımızı temizledik, eşyalarımızı yerleştirdik, süper oldu. Güle güle oturacağımız günler görürürüz umarım. Şimdilik onları yalnız bıraktım onlar hala Bursa'dalar ben Mersin' döndüm, o evi ve arkadaşlarımı bırakmak gelmedi içimden. Ama burada da yarım bıraktığım işlerime de geri dönme vakti geldi. Taşınmak da bir çeşit spor oldu benim için farkı hissettim, sporuma devam edeceğim, şimdilik hoşça kalın...

Bir Aşk Romanı...


Yoğun ve yorucu bir günün ardından, yaseminli yeşil çayımı yanıma aldım ve başladım bilgisayarımın tuşlarına basmaya. Yazılarım aksadı bunun nedeni internetim yoktu, bugün düzeldi. İnternetin olmaması ne kötüymüş. Neyseki düzeldi. Sabah sporuma gittim ve ardından havuza girdim kuzim Betül'le birlikte, bu son 3gündür böyle oluyor. Böylelikle havuz, deniz sezonumu açmış bulunmaktayım. Çifte spor oluyor benim için. Bir de suyu seviyorum, su tüm yorgunluğunuzu alıyor, dinlendiriyor.

Yaz günlerinde dinlenmenin diğer yolu, bolca kitap okumak. Bende başladım güzel bir roman okumaya. Elif Şafak'ın 'Aşk' adlı romanını okuyorum son 1 haftadır. Bu kitabı okumamın manevi değeri var. Çok değerli arkadaşımın hediyesi bu kitap bana. O yüzden elimden hiç düşürmüyorum. E tabi romanda güzel ve akıcı olunca daha da güzel oluyor. Kitap pembe ve siyah renkli olmak üzere 2 çeşit basılmış. İlk çıktığında pembe olarak çıkmış. Erkekler pembe renkli kitabı okumak istemeyince kitabın siyah rengi basılmış. Benim kitabımın rengi pespembe. Tam benlik. Çok severim bu rengi, arkadaşıma teşekkürler.

Bakın yazar Elif Şafak 'Aşk' adlı romanı için şunları söylemiş: "Bu roman tek bir roman değil, roman içinde roman, hikaye içinde hikaye, aşk içinde aşk... Ben aslında aşktan yola çıktım. Aşkı anlamaya çalışan ve anlatan bir roman yazmak istedim. Ama hem dünyevi hem ilahi boyutlarıyla, hem dününe bakan hem bugününe bakan bir roman yazmak istedim. Belki hem batıyı hem doğuyu içine alan farklı gibi duran hatta bazen zıt gibi duran unsurları buluşturan bir bağ olarak aldım aşkı ve yola çıkış noktam da bu oldu."

Daha çok başındayım kitabın, ama şimdiden beğendim diyebilirim, daha ayrıntılı anlatmamayım bence alın ve okuyun. Kitap akıcı, sade. Sıkılacağınızı sanmıyorum. Elif Şafak'ın romanlarını seviyorum, kaliteli yazıyor. Bir Elif Şafak romanı okumanızı tavsiye ederim.